Bosna Hersek Turları

Bosna Hersek Gezi Rehberi 2

Ne olursa olsun, ne kadar yıl geçerse geçsin; acıyı küllemek kolay değil. Geçmişi unutmak. Yaşanan dramların üzerini örtmek. Boş verip geçmek. Her yeni gün yeni bir şeye gebe. Doğru. Ama ocağına ateş düşenin gözünden yaş eksik olmuyor. Özellikle de kadınların. Savaş erkek nüfusu o denli azaltmış ki; sokaklarda, caddelerde çoğunlukla kadınlar var. Savaş öncesi 4.5 milyon nüfusu olan Bosna Hersek’in nüfusu bugün 3.5 milyon civarında. Tam sayı bilinmiyor. Resmi sayım 2010 yılında gerçekleşecek.

Müzelerde tarihi belgeler var. Biri de 1863-1864 yılında yapılan bir sayımla ilgili. 15 bin 200 Müslüman, 3 bin Ortodoks, 200 Katolik. Oranlar hayli değişmiş.

Büyük katliamların, insan dramlarının yaşandığı 13 yıl önceki son savaşta en çok kayıp Boşnaklarda. O yüzden acının çoğunu yaşayan onlar. Bugün nüfusun yarıya yakını Boşnak. Hırvatlar yüzde 10-15, Sırplar da yüzde 35- 40 dolayında. Savaşta ölenlerin sayısı da 200 binden fazla. Kayıplar da 30 bin kadar. Yeniden kavuşma, bir araya gelme… İhtimal sıfır olsa da umutlar taze. Belki bir gün.

Toplu mezarlar ortaya çıkıyor hálá. Yeni acılar. Oysa 10 bin kayıp için aile de yok. Kimler, neredeydiler, ne oldular? Akrabaları yok ki. Geçmişleri vardı belki. Ama ya gelecekleri?

YAZ VE KIŞ BAŞKA GÜZEL

Saraybosna’nın içinden akan Milyatka nehrinde soluklanıp, başınızı yukarılara diktiğinizde garip bir duygu sarıyor yüreği. Bir zamanlar çok hikayeleri dinlenen, “adresi şaşırmayan” keskin nişancıları canlandırıyorsunuz gözünüzde. Yukarıdaki tepelerden nasıl ölüm yağdırmışlardı? Bu duygular 5 şubat 1994′te 67 kişinin öldüğü pazar yerini gezerken daha da yoğunlaşıyor. Masum insanların tepelerine yağan havan mermileri.

Pazar yerinde bir değişiklik, üzerinin kapanması. Bir de duvarda o gün can verenlerin isimleri. Havan mermisi ve bomba atılarak toplu ölümlere neden olunan yerler kırmızı boyalarla sabitlenmiş. Bir de duvarlarda ölenlerin adları yazılı. Kırmızı boyalı bir alan gördüğünüzde geliyor hüzün, yapışıyor beyninize.

Milyatka nehri nazlı nazlı akarken, sıra sıra yolunuza çıkan köprülerde başka tarihsel gerçekleri çarpıyor yüzünüze. Savaşlara neden olmak. Hem de büyük savaşlara. Avusturya Macaristan Prensi Ferdinand bu köprülerin birinin üzerinde vurulmuştu, Bosnalı Sırp bir genç tarafından. Tarih kitaplarından bildiğimiz bir olay. Öyle başlamıştı 1. Dünya Savaşı.

Ya bildik Bosna savaşı. Sırp Müslüman çatışması. Sırpların bir çok yerde acımasızca gerçekleştirdiği katliamlar. İnsanlık adına utanç verici gelişmeler, tecavüzler. Ve Bosna savaşının başladığı köprü. Nehrin sularının değişerek akışının zihninize kazıdığı bir sürü şey. Bunları da görüp yaşamak, buradaki insanları anlamaya çalışmak gerekmez mi?

Bosna Hersek’te Türklere vize yok. Bu yüzden de dost kapısı. Bir ara yurtdışına kaçmak isteyenler iyi niyeti suistimal etmiş, ama şimdi önlem var. Gümrükte şüpheliler sıkı bir sorgudan geçiriliyor. Bu arada geri gönderilenler de oluyor. Uçaklar rahat, fiyatlar uygun. Hem kültür turizmi, hem yeni bir yer görme, hem tarihe birçok açıdan tanıklık etme. Osmanlı’nın eserleri, yarattıkları ve izleriyle farklı bir dünya. Bizden yansımalar. Eşsiz doğa güzellikleri. Mermiler, bombalar güzelliklerini zedelese de.

Yazın bir başka güzel, kışın bir başka. Kaçımızın aklında kaldı bilemem, ama Saraybosna 1984 Kış Olimpiyatları’nın evsahibiydi. Yani, kış turizmi anlamında ciddi bir merkez. Pistleri, otelleriyle… Fiyatları da İsviçre ve Fransa’yı bilenler için devede kulak. Hem güzel, hem avantajlı. Keşfetmek için geç kalmış sayılmayız.

Bosna Hersek’te özellikle Boşnak kesimde Türkiye sevgisi malum. Savaş dönemindeki katkılar, sonrasındaki yardımlar. Tarihi binalara yönelik restorasyon çalışmaları. Mostar Köprüsü’nün yapımına verilen destek. Okullar, kütüphaneler. Bu katkılar sevgiyle anılıyor. Ama zaman acımasız. Geçmiş; geçmişte kalıyor. Bugün iş dünyasının da Bosna Hersek’e çeşitli yatırımlarla el uzatması isteniyor. Turizm, tarım, hayvancılık, tekstil, kereste ticareti, inşaat, mobilya, kurşun, çinko, manganez gibi ürünlerin değerlendirilmesi.

Enflasyon büyük ölçüde dizginlenmiş. Para birimleri marka. 1 Euro, 2 marka ediyor. Her yerde Euro’yu kullanabiliyorsunuz.

DÖRT KİLİDİ OLAN KAPI

Saraybosna’dan Mostar’a uzanınca 10 dakika ötedeki Blagaj’ı görmemek olur mu? Eşsiz bir doğa cenneti. O gürül gürül sular insanın ruhunu yeniliyor. Ve dik, ulaşılmaz dağın eteğinde bir tekke. Daha Fatih buraları Osmanlı’ya katmadan önce kurulmuş. Ünlü Sarı Saltuk tekkesi. Onun ve öğrencilerinin sadece bir din ve tasavvuf merkezi halinde tutmadıkları, insanlara huzur veren bir buluşma noktası. Kültürün, sosyal yaşamın bir parçası. Bugün de öyle. Dünyanın birçok yerinden insan ziyaret ediyor bu tekkeyi.

Uzun yıllar Osmanlı etkisi yaşayan ve önemli kazanımlar elde eden Bosna Hersek’in Osmanlı’dan kopuşu ise diğer bir çok yerde olduğu gibi trajik. 1908′de bir kararname ile Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun oluyor. Çatışmalar, kavgalar, uluslar arası gerginlikler. Ortadaki gerçek; bir eyaletin daha yitmesi. Hem de yüzyıllarca kaynaşılan.

Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar bugün de zor bir yaşamı paylaşıyorlar. Sancıları aşmaya çalışıyorlar. Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’nın bir önemli özelliği aslında “dört kilidi olan bir kapı” olması… Dört kavşağın buluşma noktası. Öyle ya, bir yanda camiler, bir yanda kiliseler. Ve sinagog. Dört bileşen; Katolik, Ortodoks, Müslüman ve Yahudi.

ÖZGÜRLÜK YOLU ŞİMDİ MÜZE

Sinagog, Ortodoks Kilisesi, eski köprü, Kale, büyük devlet adamı İzzetbegoviç’in anıt mezarı, Gazi Hüsrev Paşa, Ferhat Paşa, Çarşı camileri, bedestenler, medreseler, hamamlar, türbeler, Saraybosna Müzesi, kuşatmanın sembolü Tünel, Saat Kulesi, Bosna nehri..

Ve birçok yerde karşınıza çıkan “Bosna Fatihi” Fatih Sultan Mehmet’in fermanı. Sanki yüzyıllar sonra camileri, evleri, okulları, hastaneleri yakıp yıkan, masum insanları acımasızca öldürenlere ders verircesine. Sadece bu anlamlı farkı yaşamak bile güzel!

Ve Saraybosna’da bir başka önemli nokta: Tünel. 1300 gün kuşatılan, dış dünyayla bağlantısı koparılan Boşnaklar’ın özgürlük yolu. Sırp mevzileri arasından, uluslararası havaalanının altından özgür dünyaya açılan pencere. 800 metre uzunluğunda, bir metre eninde ve 1.60 metre yüksekliğinde. Bugün bir müze ev.

Nice acılara tanıklık etmiş bir gurur merkezi. Bombalar zarar vermiş ama günde bazen dört bin kişi ölümden yaşama o tünel yolundan uzanmış.

Bir buçuk saat ötede Mostar. Tarihi köprü. Canlanan anılar. Köprünün çevresinde hediyelik eşya satan insanlar. Karşıda bir gurur abidesi. Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin’in yarattığı bir şaheser: Mostar Köprüsü. Yenilenmiş şekliyle de güzel. Bir yanda Hırvatlar, bir yanda Boşnaklar. Barış için elini uzatan bir bağlaç: Köprü. İki yakayı birleştirmiş yıllar yılı ama sevgileri değil. Belki şimdilerde. Kimbilir!

Ve hemen yakınında küçüğü. İnsanların yaşamını kolaylaştırmak için. Ve köprülerin altından akan sular. Gürül gürül. Öyle görkemli bir manzara ki. Yine yakınlarda Meryem Ana’nın göründüğüne inanılan kilise.

Saraybosna bir başka alem. Ama Mostar da, Ilıca da, Blagaj da, Zenica da, Tuzla da, Bihaç da çok güzel. Tüm sıcaklığına rağmen derinliklerinde bir hüzün gizli. Sessiz bir gözyaşı. Belki etkileyici olan da bu. Hediyelik eşya satıcılarında göze çarpan “Ben Müslümanım. Panik olma” tişörtleri de anlamlı.

BOŞNAK GELİN TÜRK DAMAT

Saraybosna Üniversitesi’nde Felsefe Fakültesi bünyesindeki Doğu Filolojileri’ne bağlı Türkçe bölümü 1950′den beri mezun veriyor. Elbette Türkçe denince, Türk Dili ve Edebiyatı. Kütüphanelerinde Türkçe kitaplar var. Ama yetersiz. 80′e yakın öğrencisi bulunuyor. Bu bölümden mezun olanlar genelde resmi dairelerde, kütüphanelerde, müzelerde iş buluyor. Ama işsizlik burada da büyük sorun. Fakültenin Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fehim Nametak, Türkiye’den söz edildikçe keyifleniyor. “Türkiye’yi, Türk insanını seviyoruz. Uzun yıllar atalarımız huzur içinde yaşamışlar.” Boşnakça ile Türkçe arasında o kadar çok ortak sözcük var ki. Bir sözlük bile hazırlanmış. Bir hesaba göre 9 bin ortak sözcük varmış. Bana biraz abartılı geldi. Buni Prof. Nametak’a sordum: “En az 2 bin sözcük vardır. Elbette şimdi kullanılmayanlar var. Ama geçmişte bu sözcüklerde kullanılmış” diyor.

Son yıllarda Türkiye’den Bosna Hersek’e gelen Türklerin sayısında da artış var. Kimi iş için. Kimi arayıştan. Kimi de askerlik nedeniyle. Malum burada bir Türk Birliği var. Savaş sonrası dönemdeki katkıları büyüktü. Bugün de Bosna Hersek halkına ciddi yardımları var. Askerlik için buraya gelenlerin bazıları büyük aşklar yaşamış. Bunlar içinde evlenenlerin sayısı da her geçen gün artıyor. Boşnak gelinler, Türk damatlar.

Bir süredir sıkça rastlanan bir manzara.

Gece yaşamı da son yıllarda hareketli. Barlar, Cafe’ler, diskolar hızla çoğalıyor. Başçarşı’daki The Club ile termali ile ünlü Ilıca yolundaki Club Aqua en ünlüleri. Bizim orada olduğumuz gece Bosna Hersek’in süper starlarından Selma Bajrami’nin konseri var diskoda. Boşnaklar “Bosna’nın Sezen Aksu’su” diyorlar. O da ne? En çok sevilen şarkıları arasında bizim “Ellerinde yüzükler, kolunda bilezikler/ Of of Emine.” Tabii burada Amina diyorlar. Her yaştan gençler Saraybosna’ ın bu iki katlı, görkemli diskosunda eğleniyor. Dedik ya; yaşam değişiyor. Her şeye rağmen. İşte bu değişimin izlerinden biri de eğlence mekanları.

Onca acı, onca sıkıntı, onca sancı. Ama sürüp giden de bir yaşam. Güzellikler yavaş yavaş filizleniyor. Savaşın çirkinlikleri ortadan kaldırılıyor. Bosna Hersek’in yakılan, yıkılan, kan dökülen yeşil tepelerinden, provokasyonlara inat, dostluk, dayanışma, barış ve hoşgörü suları dökülüyor aşağı doğru.

Bir keşif Saraybosna. Belki de Bosna Hersek, bütünüyle. Doğanın, tarihin, kültürün, etnik buluşmaların keşfi. Şimdi, Bosna Hersek’ten, güzel insanlardan, anlamlı bir tarih ve kültür yolculuğundan ayrılma zamanı.

Unutulsa da hálá birçok Boşnak evinde yankılanan bir türkü takılıyor dilime: İstanbul’da / Boğaziçi’nde / Gülşeker ağlamaya başlamış / Beyaz Köşkü’nde / Osman Paşa’nın sevdalısı / Gülşeker…

Savaşın acımasızlığıyla yüzleşerek tatil, tarih, doğa, spor, her şey

Bu topraklara gelmek için o kadar çok nedenimiz var ki… Saraybosna’ya ve Mostar’a. Bir dönemler Osmanlı’nın en anlamlı mesajlar, izler bıraktığı cennet köşelerine. Sadece tarihsel bağlar mı Saraybosna’yı, Mostar’ı bize güzel kılan? Değil, inanın. Doğal güzellikler, eşsiz mimari. Henüz bozulmamış ekolojik yapı. İnsanın ruhunda yeni sevgileri körükleyen, özgürlüğünü coşturan bitmez tükenmez su kaynakları. Nehirler, dereler. Belki nice direnişlerde, nice baskılarda dimdik ayakta kalmanın gururunu yansıtan yüce dağlar. Sırtlarını ta kentlerin içine dayamış. Seyre doyum olmaz camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, köprüler, bedestenler. Alın terini yansıtan taş sokaklar. Tek katlı küçük dükkanlar. Tarihi binalarda sanatın, kültürün, farklılığın izleri. Ve tabii sinagoglar, kiliseler, katedraller. Müslümanlar, Ortodokslar, Yahudiler ve Katolikler. Ezan seslerine karışan çan sesleri. Bir renk alemi.

Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’yı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra “dünyaya örnek” yayınladığı ferman, bir sevgi, büyüklük ve dostluk manzumesi: “Buradaki insanlar himayem altındadır. Özgür yaşayacaklar. Kiliselerine dokunulmayacak.”

Boşnak böreği, Bey çorbası, dağ kokulu etlerden yapılma köfte, soğan dolma, baklava, lokum. Hem bildik, hem de yedikçe çok sevdik tatlar. Boşnakların kökeni Bogomillerin, farklı etnik yapısı. Mezarlar, Bosna kilisesi. Bugün bile doğuş noktasıyla ilgili belirsizlikler süren, birçok araştırmacının uğrak yeri coşkun Buna nehri. Buna nehrinin doğduğu dağlara sırtını dayamış bir önemli tekke ve derviş: Sarı Saltuk. Gericilik ve taassubun değil, sevgi, hoşgörü ve paylaşımın tebliğcisi. Bu topraklarda İslamiyet hızlı yayılmışsa “çorbada tuzu olan” dervişlerden biri.

Dört ayda kazılan bir tünel. 800 metrelik inanç abidesi. Sırp kuşatmasından özgürlüğe uzanmak için. Ve elbette yaşamak için gerekli gıdaya. O tünel anıları. Acılar, sevinçler. Delik deşik binaların arasında barışın güzelliğinin farkına varılması. İnsanın savaşın acımasızlığıyla bu denli yüzleşmesi. Bazı şeyleri daha iyi anlaması.

Her adım başında Ziraat Bankası. Türkçe konuşmalarınıza Türkçe katılmalar, selamlar. Belki de çok fazla bilmedik, hissetmedik bir büyük zenginliğin, bir İmparatorluğun mirasçısı olmak. O duyguyu daha derinden hissetmek. Mutluluk, keyif, ne bileyim; gurur.

Savaşların başlangıç noktaları; Saraybosna köprüleri. Trajik ölümler. Önce Avusturya Macaristan Veliahtı Ferdinand’ın katli. Ardından 1. Dünya Savaşı. Yıllar sonra 1992 baharında iki Boşnak kızın acımasızca öldürülüşü. Ardından Bosna’daki savaş.

Bir başka köprü; Mostar. Yıllarca Hırvat ve Boşnaklar’ı birbirine bağlayan “el.” Onun hazin yıkılışı. Türkiye ve UNESCO’nun katkılarıyla yeniden inşaası. Mis gibi bir hava. Dağlarda, yaylalarda, nehir kenarlarında yaşamın yeni bir boyutunun keşfi. Belki 1984 Dünya Kış Olimpiyatları’nın merkezi Saraybosna’da kayak keyfi.

Belki Saraybosna’dan Mostar’a uzanan hatta, coşkulu nehirlerde kano ve rafting. Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde geçen camilerde ve mekanlarda soluklanma. Gazi Hüsrev Paşa Camii, Begova Medresesi, Ferhat Paşa Camii, Ali Paşa Camii, Hamam, Kale. Saraybosna’da, Mostar’da bir farklı buluşma. Tatil, tarih, doğa. Hep dost sıcaklığıyla, hep keseye uygun faturalarla.

Ne çok şey saydık; bir çırpıda.

Bir ülkeyi, bir kenti, bir bölgeyi keşfetmek için ne eksik ki!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
Lütfen aşağıdaki resmi, hemen alttaki kutuğa yazınız. Resmin üzerine tıklayarak yazan yazıyı duyabilirsiniz.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

İlginç hediyeler