ALİYA İZZETBEGOVİÇ, ÖLÜMÜNÜN 10. YIL DÖNÜMÜNDE MEZARI BAŞINDA ANILDI

Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, ölümünün 10. yıl dönümünde, başkent Saraybosna’daki Kovaçi şehitliğindeki mezarı başında anıldı.

artist_60617

 

Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, ölümünün 10. yıl dönümünde, başkent Saraybosna’daki Kovaçi şehitliğindeki mezarı başında anıldı.

Anma törenine katılan Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç, mezara çiçekler koydu ve dua etti. Törende konuşan Bakir İzzetbegoviç, “Ömrünün 17 yılını hapishanede geçiren babamdan af etmesini öğrendim. Yine daha sonra 10 yıl boyunca sadece devleti yönetti. Başka hiç bir şey yapmadı. Okudu, haberleri dinledi, insanlarla irtibat kurmaya çalıştı.” dedi.

Babasının Bosna rüyasının gerçekleştiğini söyleyen Bakir İzzetbegoviç, “Bosna’dan daha güçlü olanlar, etnik temizleme yapmaya çalıştı, korkunç suçlar işledi. Ama son sayımda görebildiğiniz gibi, Bosna Hersek bugün çok kültürel bir memlekettir. Bosna’nın yapısı yine hayatta kaldı. Tabii, Bosna 20 sene önce olan yer değildir, ama Bosna’nın fikri ve yapısı kaldı.” ifadelerini kullandı.

Aliya İzzetbegoviç’in kurduğu Demokratik Eylem Partisi Genel Kurul Başkanı Halid Genyats ise Aliya İzzetbegoviç’in arkasından birçok miras bıraktığını ve onları korumak ve geliştirmekle sorumlu olduklarını vurguladı.

Programa resmi erken, Bosnalı vatandaşlar katılarak Aliya İzzetbegoviç’in mezarına çiçekler koydu ve dualar etti. Daha sonra Bosnalı imamlar Kur’an-ı Kerim okudu.

CİHAN

Bosna Hersek’e Nasıl Giderim ?

bosna-hersek-nasil-gidilirTürk vatandaşlarından vize istenmiyor. Yalnızca geçerli bir pasaport olması yeterlidir.

Her gün tarifeli uçuş ile 1 saat 50 dakika içerisinde Başkent ’ya ulaşmak mümkündür.

Havalimanı şehir merkezine 6 km uzaklığındadır. Merkeze ulaşım taksilerle ya da tramvay ile kolay bir şekilde sağlanabilir.

Saray Bosna’da kışlar soğuktur. Yazlar ise sıcak geçer.

Bu nedenle kış turizmi isteyenler için idealdir. Yaz aylarında ise yeşilliği ve doğa güzelliği ile meraklılarını beklemektedir.

Bosna-Hersek’te bir ilk

Bağımsızlıktan bu yana Bosna-Hersek’te ilk kez nüfus sayımı yapılacak.

Bosna-Hersekte bir ilk

Bosna-Hersek’te bağımsızlıktan bu yana ilk kez nüfus sayımı yapılıyor. Ülkenin milli, etnik ve dini haritasını çıkaracak olan sayım 15 gün sürecek. Müslüman, Hırvat ve Sırp vatandaşların oranının belirlenmesi devlet kademelerindeki nüfuz oranını da etkileyebilecek. Nüfus sayımın sonuçları Ocak ayında açıklanacak.

Yugoslavya dağılmadan hemen önce 1991′de yapılan nüfus sayımında Bosna-Hersek’te 4,4 milyon insanın yaşadığı tespit edilmişti. Nüfusun yüzde 43′ünün Müslümanlar, yüzde 31′ini Sırplar, yüzde 17′sini ise Hırvatlar oluşturuyordu. Yüzde 5 civarındaki kesim ise kendisini ‘Yugoslav’ olarak tanımlamıştı.

Bosna’da 1992-1995 savaşında, 100 binden fazla öldürüldü, yaklaşık 2 milyon kişi de evlerini terk etmişti.

Kaynak:TrtHaber

Bosna Hersek Coğrafi Özellikleri

bosna_hersek_bayrak_harita

DEVLETİN ADI: Bosna-Hersek Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Saraybosna (Sarajevo)
YÜZÖLÇÜMÜ: 51.129 km2
NÜFUSU: 4.523.000
RESMİ DİLİ: Sırpça-Hırvatça, Boşnakça
DİNİ: İslamiyet
PARA BİRİMİ: Eski Yugoslavya Dinarı (1992)

Yugoslavya’da Komunist idarenin yıkılması ile kurulan cumhuriyetlerden biri. Doğu ve güneydoğudan Sırbistan ve Karabağ, kuzey ve batıdan Hırvatistan ile çevrilidir. Dalmaçya’da 20 kilometre uzunluğunda bir kıyısı vardır. Bosna adı, topraklarını sulayan Bosna Nehrinden gelir. Nevetre Nehrinin kuzey güney bölgeleri olan Hersek adı ise 15. asır ortalarında Bosna Kralına isyan edip kendini “St Sava Herseki”, yani dükü ilan eden Stephan Vokciç Kosora’nın unvanından gelmektedir.

Tarihi

Bosna-Hersek’in bilinen tarihi, Hint-Avrupa menşeli İlliryalılarla başlar. Bölge Romalılar tarafından ele geçirilince, Panoonia eyaletinin İllyricum bölümüne bağlandı. Slavlar bölgeye M.S. 7. asırda gelmeye başladılar. 961′den sonra Bosna, Sırbistan’ın diğer bölümlerinden ayrıldı. Bağımsız siyasi ve coğrafi bir birim olarak kabul edildi.

Bölgeye ilk Türk akınları 1386 senesinde başladı. Bu sırada Bosna tahtında Beşinci Tvartko bulunuyordu. Kosova Savaşında Sırpların mağlubiyeti ve ardından Üsküp’ün fethi Bosna’nın durumunda önemli değişikliklere sebep oldu. Son kral Stefan Tomeseviç Bosna’da yaşayan kalabalık Bogomil mezhebine bağlı olanlara Papanın isteği doğrultusunda adil davranmayınca, Fatih Sultan Mehmed Han bölgeyi rahatlıkla Osmanlı topraklarına dahil etti.

Slav, Hırvat ve Avar karışımı olan Boşnaklar 10. asırda Bogomil mezhebine bağlıydılar. Teslisi ve hazret-i İsa’nın tanrının oğlu olduğunu kabul etmeyen inançları yüzünden uzun süre çevredeki diğer Hıristiyanların baskısı altında kaldılar. İnançları yüzünden, bölge Osmanlılar tarafından fethedilince, kolayca İslamiyeti seçerek Müslüman oldular. Anadolu’dan gelen dervişler yoluyla İslamiyet bölgede hızla yayıldı.

Bosna, Osmanlı yönetimine geçince bir sancak haline getirildi. Kanuni Sultan SüleymanHan zamanında Macaristan’da kalan kuzey toprakları da fethedilince eyalet statüsüne alındı. Bosna eyaletine atanan ilk beylerbeyi Gazi Ferhad Paşa oldu. 19. asırdaki gelişmeler ve Osmanlı İmparatorluğunun batıda aldığı yenilgiler, Bosna eyaletini önemli ölçüde etkiledi. 1827′de ilk ıslahatı gerçekleştiren ve gönüllü Yeniçeri Ocağını kaldıran Beylerbeyi Abdurrahman Paşa, güçlü bir askeri örgüt kurdu. Eğitim ve öğretim işlerini yürütmekle vazifeli maarif müdürlüğü kuruldu. Bu aynı zamanda Osmanlı Devletinde ilk maarif müdürlüğüydü. 1976′da Hersek ayrılarak önce mutasarrıflık, daha sonra da iki sancaklı küçük vilayet oldu. 1878′de yapılan Berlin Antlaşması ile Bosna’nın Avusturya-Macaristan’ın denetimine bırakılmasıyla büyük bir bunalım patlak verdi.

Resmen Osmanlı Devletine bağlı kalmasına rağmen, Berlin Antlaşmasına dayanarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna-Hersek’i işgal etti ve eyaletin yönetim hakkını ele geçirdi. İkinci Meşrutiyetin ilanından faydalanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bölgeyi 7 Ekim 1908 tarihli bir kararname ile kendi topraklarına ilhak etti. İlhak kararı Rusya, Sırbistan, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında çok yönlü bunalıma sebep oldu.

Avusturya-Macaristan yönetiminde, yeni anayasayla seçmenler üç seçim grubuna ayrıldı. Her grupta Ortodoks, Katolik ve Müslümanlar için sabit oranda sandalye belirlendi. Bu durum Sırp milliyetçiliğinin tepkisine sebep oldu ve gerginlik 28 Haziran 1914′te Avusturya Arşidükü (veliaht) Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da Bosnalı bir Sırp öğrenci tarafından öldürülmesine kadar vardı. Bu olay da Birinci Dünya Harbinin başlangıcıdır.

Bosna-Hersek 26 Ekim 1918′de Sırp, Hırvat ve Sloven krallığının bir parçası olarak Sırbistanla birleştirildi. İkinci Dünya Savaşına kadar bu krallığın parçası olan Bosna-Hersek, 1946′da Yugoslavya’yı meydana getiren altı halk cumhuriyetinden biri oldu. Nüfusun çoğunluğunu meydana getiren Müslümanlar kökenlerine rağmen Sırp ve Hırvat milliyetinden olarak anılmayı kabul etmediler. 1971′de Yugoslavya Devlet Başkanı Tito, Müslümanlara ulus statüsü tanıdı ve Bosna-Hersek’te büyük “M” ile yazılan Müslüman kelimesi sadece din değil, bir milliyetin de adı oldu.

Yugoslavya’da 1980 senesinde Tito’nun ölümüne kadar durulmuş olan etnik ve dini çatışmalar yeniden alevlendi. Sovyetler Birliği ve doğu bloku ülkelerinde başgösteren reform süreci, Yugoslavya’da da büyük değişikliklere sebep oldu. 1991′de Anayasanın öngördüğü şekilde devlet başkanlığının, federasyon meydana getiren Hırvatistan’a geçmesi lazımken, Sırbistan, eski Yugoslavya’nın mirasçısı olarak tek başına sahip çıkması ülkede tam bir iç savaşa girmesine sebep oldu. Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlık kararı, Sırbistan yönetimi tarafından kabul edilmedi. Kanlı çarpışmalar AT ve Almanya’nın yoğun baskıları neticesinde sona erdirildi.

Bosna-Hersek’te 1990 senesi sonlarında yapılan seçimleri kazanarak devlet başkanlığına gelen Aliya İzzet Begoviç, Mart 1992′de bir referandumla bağımsızlığını ilan etti. Bunun üzerine Bosna-Hersek Sırplı milislerin yoğun saldırısına maruz kaldı. Bölgeye insani yardım ulaştırmak için bulunan Birleşmiş Milletler askerleri birçok katliama göz yummaktadır. Bosna-Hersek Başbakanı Hakkı Turayliç, Birleşmiş Milletlere ait arabadan indirilerek Sırplar tarafından öldürülmesi, büyük tepkilere sebeb oldu. Sırplar Müslüman kadınlara tecavüzleri hat safhaya ulaşmasına rağmen batılı devletler olaya sadece seyirci kalmaktadır. Günümüzde hala Bosna-Hersek’te katliam sürmekte ve tam bir soykırımı yaşanmaktadır (Şubat 1993).

Fiziki Yapı

Bosna-Hersek, üçgene benzeyen dağlık bir arazi yapısına sahiptir. Dağlık arazi Sava ve Neretva ırmaklarının sularıyla parçalanır. Ülkenin güneybatısının en belirgin özelliği olan yarıklar, çukurlar ve hendeklerle dolu kireçtaşlarından meydana gelen bir karst yüzey yapısıdır. Aralarda küçük çöküntüler halinde ekilebilir topraklar vardır. Ülkeye adını veren Bosna Irmağı, İgman Tepesinin eteğindeki bir kaynaktan doğduktan sonra 271 kilometrelik bir yol izledikten sonra Sava Nehri ile birleşir. Ülke topraklarının kuzeyinde ekilebilir verimli topraklar vardır.

İklimi

Bosna-Hersek yazları sıcak, kışları soğuk geçen bir iklime sahiptir. 20 km’lik deniz kıyısında Akdeniz iklimi hüküm sürer. Dinar Alplerinde iklim daha serttir.

Tabii Kaynaklar

Bosna’nın orta ve Sırbistan’a bakan doğu kesimleri ormanlarla kaplıdır. Ormanlar çam, kayın ve meşe ağaçlarından meydana gelir.Yer altı zenginliklerinin başlıcaları, kömür, demir, bakır, manganez, kurşun, cıva ve gümüştür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

4.5 milyondan fazla olan Bosna-Hersek nüfusunun % 44′ünü Müslüman % 31′ini Sırplar, % 18′ini Hırvatlar, % 5′ini Yugoslavlar, % 2′sini de diğer unsurlar meydana getirir. Nüfusun büyük çoğunluğunu meydana getiren Müslümanların milliyetleri, Sırp, Hırvat veya Yugoslav olarak değil sadece Müslüman olarak gösterilmiştir.

Müslümanların % 90′ı Boşnakça konuşmaktadır.Türklerle aynı dinden oldukları için Bosna-Hersek’in yerli Müslüman halkı kendilerine Türk dedikleri gibi, bazan Türklerden ayırt edilmek amacıyla Boşnak ismini kullanmışlardır. Bu isim 19. asrın ilk yarısından itibaren yaygınlık kazanmıştır.

Bosna-Hersek’in en büyük kenti 500.000 nüfuslu başkent Saraybosna’dır. İkinci sırada Banyaluka gelir. Hersek’in merkezi ise Osmanlı mimarisinin eşsiz örnekleri ve bu arada Drina Irmağı üzerinde MimarSinan’ın inşa ettiği köprüyle simgeleşen Mostar şehridir.

Başkent Saraybosna, birçok bakımdan sadece Bosna-Hersek’in değil aynı zamanda eski Yugoslavya’nın en ilginç şehridir. Zira Saraybosna, Yugoslavya’daki Müslüman nüfusunun, Sırp Ortodoks Metropolitinin ve Katolik Başpiskoposunun makamlarının bulunduğu yerdir.

Bosna-Hersek’te eğitim ileri düzeydedir. İkinci Dünya Savaşından sonra şarkiyat çalışmaları hızla artmıştır. 1949′da kurulan Saraybosna Üniversitesinde Türk, Fars, Arap dilleri ve edebiyatları ile ilgili kürsü bulunmaktadır. Burada hem Osmanlı hem de Türkçe kurslar verilmektedir. 1950′de kurulan Saraybosna Şarkiyat Enstitüsü, Saraybosna Devlet Müzesinden devralınan yazma ve Türk tarihiyle ilgili malzemelerden değerli bir kolleksiyona sahiptir.

Siyasi Hayat

Bosna-Hersek, cumhuriyetle idare edilen bir ülkedir. Cumhurbaşkanı ve meclis üyeleri beş yılda bir seçilir. Meclis 240 sandalyeden meydana gelir.

Ekonomi

Bosna-Hersek ekonomisi tarıma dayanır. Başlıca tarım ürünleri tahıl ve patatestir. Ayrıca sebze, şekerpancarı, keten ve tütün de yetiştirilir. Ormancılık ve koyun besiciliği ekonomide önemli yer tutar. Bosna’nın orta ve kuzey kesimlerinde meyvecilik gelişmiştir. Erik, meyvecilikte önemli yer tutar. Hersek’te ise bağcılık gelişmiştir. Sanayi ürünleri arasında kereste, demir-çelik, tütün, deri ve şeker önemli yer tutar.

Saraybosna ve Mostar yakınlarında kömür, Vereş ve Ljubija yakınlarında demir, Gornjivakuf yakınlarında bakır ve çeşitli bölgelerde manganez, kurşun, cıva ve gümüş çıkarılmaktadır.

Saray Bosna ve Mostar

Eğer kısıtlı zamanınız varsa ilk gezilmesi yerler; Başkent Saray Bosna ve Mostar kentidir.

Saray Bosna için 2 tam gün yeterlidir.

Saray Bosna’dan Mostar’a kara yolu ile geçmek mümkündür.

Mostar, Osmanlı’dan taşıdığı izlerle kesinlikle görülmesi gereken bir yerdir.

Mostar’a giderken yol üstünde Koniç şehri görülebilir.

Daha fazla vaktiniz varsa Tranlink şehride görülmeye değerdir. Osmanlı izleri taşımaktadır. Osmanlı’ya 70 kadar vezir sağlamıştır.

Denizden hoşlanıyor iseniz Neum şehride gidebileceğiniz şehirler arasındadır. Denize açılan tek kapısıdır. 20 km’lik bir sınırı vardır.

Bosna Hersek’de Nereleri Gezmeliyiz?

Bosna Hersek’de Gezilecek Yerler

Bosna Hersek’te ilk olarak Başkent Saray Bosna’nın görülmesi gerekir.

Barındırdığı Osmanlı izleri ile ziyaretçilerin her zaman hoşnut kaldığı bir şehirdir.

Gezilecek yerlerden biri; Umut tünelidir. 92 – 95 sırasındaki iç savaş sırasında, Bosna Hersek’in dünya ile tek bağlantısı olan tünelin 20 m’lik bir kısmı ziyaretçilere açıktır.

Latin Köprüsü görülecek yerler arasındadır. I. Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden olan olay burada gerçekleşmiştir. Hemen yanında buna istinaden bir müze bulunmaktadır.

Avrupa’nın ilk tramvayı da Saray Bosna’dadır.

Şehitlik gezilebilecek yerler arasındadır.

Gezilebilecek bir diğer şehir Koniç’tir. Şehir Neretva Nehri üzerinde kurulmuştur. Üzerinde Osmanlı eseri olan Koniç Köprüsü bulunmaktadır.

Burada yetkili makamlardan izin alınabilirse, Tito’nun yaptırdığı kimyasal silahlara karşı yapılmış sığınak gezilebilir.

Görülebilecek bir diğer yer Tranlink’tir. Tranlink vezirler şehridir. Osmanlı’ya 70 kadar vezir vermiştir.

Kahveleri, çağlayanları ile görülmeyi bekleyen bir şehirdir.

Bosna Hersek’te savaşın izleri halen görülmektedir.

Özellikle Saray Bosna’da binalarda kurşunların, havan toplarının izleri bulunmaktadır.

Görülebilecek bir başka yer Ahniç köyü ve Srebrenica’dır. Katliamın olduğu gün gidilirsen dünyanın her yerinden vekiller, bürokratlar gelmektedir.

Mostar en önemlisidir. Tarihi evleri, camileri, konakları ile ziyaretçilerini beklemektedir.

Gitmeden araştırma yapmak gibisi yok …

 

Srebrenitsa Katliamı

bosna-soykırımı_294718

SARAYBOSNA – Bosna’nın doğusunda bulunan Srebrenitsa, BM’nin “Korunaklı Bölge” ilan ettiği Saraybosna, Bihaç, Gorajde, Zepa ve Tuzla gibi yerlerden biriydi. Srebrenitsa’nın bu özelliğinden dolayı komşu bölgelerden de mülteci akını yaşandı ve katliam öncesinde 45 bine yakın bir nüfus Srebrenitsa’da toplandı.

Hollanda askerlerine sığınan bu mülteciler, kampı kuşatan Bosnalı Sırpların generali Ratko Mladiç’e bağlı birliklerce alınarak götürüldükleri ormanlık alanlarda, kapatıldıkları fabrikalarda katledildi.

Tam 8 bin 372 kişinin katledildiği, BM ve Lahey’deki uluslararası mahkemenin soykırım olarak tanıdığı bu olayı, en acı şekilde yaşayanlardan biri de Hasan Nuhonviç idi…

Hasan Nuhanoviç, o gün yaşadığı olayları 11 Temmuzda anılacak Srebrenitsa soykırımının 15. yıl dönümünden önce AA muhabirine anlattı. Saraybosna’da makine mühendisliği eğitimi aldığını ve savaş başladığı sırada okulu yarıda bırakarak, Bosna’nın doğusunda bulunan Vlasenica kasabasında yaşayan ailesinin yanına döndüğünü ifade eden Nuhanoviç, buranın Sırp askerlerince işgal edilmesi üzerine ailesiyle 1992 yılında Srebrenitsa’ya sığınmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Önce gönüllü olarak sonra da resmen BM’de tercüman olarak görev yapmaya başladığını belirten Nuhanoviç, bu görevini Srebrenitsa kuşatması sırasında ve Potoçari kampında sürdürdüğünü anlattı.
Nuhonviç, kampa sığınan sivil Boşnaklar arasında annesi, babası ve kardeşi Muhammed’in de bulunduğunu ve onların ölüme gidiş anını hiçbir zaman unutamadığını belirtti. Nuhanoviç, 11 Temmuz 1995 tarihinde Ratko Mladiç ve birliklerinin Holllanda askeri gücünün hiçbir direnişiyle karşılaşmadan, silahlardan arındırılmış Srebrenitsa’ya girdiğini ifade etti.

Şehrin düşmesi üzerine insanların büyük bir korku içerisinde Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari köyünde bulunan Hollanda askeri kampına doğru kaçmaya başladığını anlatan Nuhanoviç, “Bu insanlardan 6 bin kadarı kampa girmeyi başarırken, geri kalanı ya kampın çevresinde toplandı veya Tuzla kentine gitmek üzere dağlara kaçtı. Srebrenitsa’dan kaçan bu insanların peşinden yarım saat sonra kampın kapısına kadar gelen Ratko Mladiç, kimseye bir kötülük yapılmayacağını açıkladı. Mladiç, daha sonra kampın sorumlusu Albay Karremans ile yaptığı toplantıda, kampın içindeki ve etrafındaki Boşnakların kendisine teslim edilmesini, aksi takdirde kampı bombalayacağını söyledi” dedi.

Mladiç’in emri doğrultusunda, kampta bulunan mültecilerin tamamının Sırp birliklerine teslim edilmesinin istendiğini ifade eden Nuhanoviç, buna karşı geldiğini, bu insanların o insanlara teslim edilmesi halinde öldürüleceklerini kampın sorumlusu komutana anlattığını bildirdi.

Nuhanoviç, ancak kamp sorumlusu komutandan olumsuz yanıt aldığını ve o insanların Sırp birliklerine teslim edilmesine karşı koyamadığını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Bunun üzerine ailemin kampta kalmasını sağlamak istedim, ancak bunda da başarılı olamadım. Kampı kuşatan Sırplar içeriye sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı. ’Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek, aksi takdirde kamp bombalanacak’tı şeklinde tehdit ediyorlardı. Hollandalı komutan bu baskıya direnemedi ve hemen personelin listesinin hazırlanmasını istedi. Listedekiler kalacak, diğerleri Sırplara teslim edilecekti.”

Nuhanoviç, olayın en acı yanı olarak kararı mültecilere açıklama görevinin kendisine verildiğini belirterek, “(Sizi teslim edecekler) deyince mültecilerden feryatlar yükseldi. Bu feryatları hayatımın hiçbir döneminde unutamadım” dedi.

KAMPIN ÖNÜNDE İNSANLAR ÖLDÜRÜLÜYORDU

Kampın 13 Temmuzda boşaltılmaya başlandığını, mültecilerin Hollanda askerlerinin silah zoruyla, tek sıra haline getirilerek Sırp askerlerine teslim edildiğini anlatan Nuhanoviç, o gece yaşananları şöyle anlattı:

“Bu insanlara hiçbir şey yapmayacağını söyleyen Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kadınları ve çocukları ayırt ederek yaklaşık 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katletti. En büyük katliam 11-12 Temmuz 1995’te yaşandı.
Potoçari kampından zorla dışarı çıkarılıp Sırplara teslim edilen Srebrenitsalı erkekler ya kampın yakınlarında öldürülüyor ya da en yakın yerleşim yerlerine götürülüp orada katlediliyorlardı. Bütün bu olup bitenleri gören ve başlarına gelecekleri anlayan mülteciler korkuyla çığlıklar atıyor ve Hollandalı askerlere yalvarıyordu. Hollandalı askerler, mültecilere kampı terk etmenin dışında hiçbir alternatif bırakmadı. Kamp etrafında vahşi hayvanlar gibi boğazlanan insanların feryatları gece boyunca devam etti. Dünya bu vahşi olayı sadece seyretti.”

AİLESİNİ KURTARMA GİRİŞİMİ

Anne ve babası ile kardeşini birlikte çalıştığı, tercümanlığını yaptığı Hollandalı komutanlara yalvarmasına rağmen kurtaramadığını ifade eden Nuhanoviç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun üzerine kardeşimi kurtarmak için bir formül aradım. Kamp komutanına verdiğim ’kalacaklar’ listesine o zaman 19 yaşında olan kardeşim Muhammed’i de ekledim.

Listeyi inceleyen Hollandalı komutan bu ismi bana sordu. ’Yeni alınan temizlikçi’ dedim. ’İki hafta önce alınmıştı, ama Sırp kuşatması nedeniyle işe giriş formaliteleri tamamlanamadı’ şeklinde sözlerimi sürdürdüm. Ancak, komutan, ’böyle birisi bizde çalışmıyor’ diyerek, listeden kardeşimin adını sildi. Bu kardeşimin ölümü anlamına geliyordu.”

Bunun üzerine ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdiğini söyleyen Hasan Nuhanoviç, ancak babasının ve kardeşinin bu isteğine karşı çıktıklarını kaydetti.

Babası ve kardeşinin, kendisine, “Sen kalmalısın ve bu yaşananları tüm dünyaya anlatmalısın” sözleri üzerine kampta kaldığını ifade eden Hasan Nuhanoviç, annesinin bir otobüse bindirilerek bilinmeyen yere götürüldüğünü, babası ve kardeşinin ise kampa yakın bir yerde öldürüldüğünü açıkladı.

“ANNEMİN KATİLİ DEVLET GÖREVLİSİ”

Hasan Nuhanoviç, ailesinden hayatta sağ kalan tek kişinin kendisi olduğunu belirterek, “15 yıldır bu olayı dünyaya anlatmak için çaba gösteriyorum. Ancak kendi psikolojim bozuldu. Çünkü hala bu olay anlaşılmış değil” dedi.

Ailesini katledenleri bulmak için de özel çaba sarf ettiğini belirten Nuhanoviç, 5 yıl önce bir Sırp’tan annesinin önce hapsedildiğini, daha sonra öldürüldüğünü öğrendiğini ifade ederek, “Annemi katleden kişiyi belgeleriyle tespit ettim. Bu kişi şu anda Saraybosna’da bir devlet görevlisi olarak çalışıyor” diye konuştu.

Nuhanoviç, elindeki belge ve bilgileri polise ve adli makamlara ulaştırdığını ifade ederek, “Ama bu kişi hala işine devam ediyor ve serbest bir şekilde gezebiliyor. Bu insanlar serbest gezerken ben nasıl rahat edebilirim” diye konuştu.

Şu anda iki hayat yaşadığını, bunlardan birinin ayakta kalabilmek için para kazanma zorunluluğu olduğunu belirten Nuhanoviç, şöyle devam etti:

“Diğer hayatım ise gördüklerim, yaşadıklarım ve unutamadıklarım. Kampa sığınan mültecilerin Çetniklere teslim edilirken bana olan bakışlarını, çığlıklarını unutamıyorum. Annemi, babamı, kardeşimi ölüme yolcu ettiğim anı unutamıyorum. Katillerin serbest gezmesini ise kabul edemiyorum.”

3400
HOLLANDA ASKERLERİ ÜLKELERİNİN İTİBARINI DÜŞÜNMEDİ

Tercüman olarak görev yaptığı sırada, Hollandalı askerlerin insanların öldürülüşüne aldırış etmediğine, yalan söylediklerine tanık olduğunu anlatan Hasan Nuhanoviç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendi canlarını kurtarmak için çaba gösterdiler. Vicdansızlık yaptıkları umurlarında değildi. Orada Müslümanların öldürülüşü belki umurlarında olmayabilirdi, ancak kendi ülkelerinin itibarını düşünüp o masum insanları kurtarmalıydılar. Bu bölgede Fransızlar veya İngilizler olsaydı, durum böyle olmazdı. Onların da Boşnakları çok sevdiklerinden bu sözü söylemiyorum. En azından onlar kendi ülkelerinin itibarını kurtarmak için bizim insanımızı canilerin eline teslim etmezdi.”

Hollandalı çeşitli sivil toplum örgütlerinin kendisiyle o sırada bölgede görev yapan Hollandalı askerleri görüştürmek istediğini de ifade eden Hasan Nuhanoviç, “Askerler, şimdi kalkmış olayı inkar etmeye çalışıyor. Yalan söylüyorlar. Onlar o masum insanları Çetniklere kendi elleriyle teslim ettiler. Bu insanlarla nasıl görüşebilirim.”

KATLİAMIN YAŞANDIĞI BÖLGELERE DÖNÜŞ ZORLUĞU 090711 Sre katliam1.hlarge

Bosna’daki savaşta en fazla Srebrenitsa’nın da aralarında doğu kentlerinde, köylerinde toplu katliam ve tecavüzlerin yaşandığını ifade eden Hasan Nuhanoviç, ancak bu bölgedeki sıkıntıların aradan geçen uzun yıllara rağmen devam ettiğini kaydetti.
Bu bölgelerde savaştan önce nüfusun önemli kısmını Boşnakların oluşturduğunu anlatan Nuhanoviç, ancak savaş sırasında katliamlardan ve göçlerden dolayı Boşnak nüfusun yok denecek kadar azaldığını belirtti.

Nuhanoviç, daha önce bu bölgelerde yaşayan Boşnakların eski evlerine dönmek istediğini, ancak bu insanlar için uygun ortam oluşturulmadığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Savaşta katliamların ve tecavüzlerin yanı sıra Boşnaklara ait evler ve köyler yakıldı. Buradaki insanlar dünyanın dört bir yanına göç etti. Savaş bitti, ancak bu insanların köylerine, evlerine dönmesi için güvenli ortam oluşturulmadı. Çünkü savaş suçluları hala buralarda yaşıyor. Bu insanlar serbest gezerken, katliamları yaşayan insanların evlerine dönmesi beklenemez.

bosna21996 yılında BM ve EUFOR komutasında 60 bin asker Bosna-Hersek’e geldi. Ancak bu askerler hep Boşnak bölgelerine yerleştirildi. Srebrenitsa gibi bölgelere askerler yerleştirilmedi. Aslında önemli bölgeler buralardı, çünkü buralarda daha önce Boşnak nüfus fazlaydı. Fakat onlar topraklarından sürülmüşlerdi. Güvenli ortam oluşturulmadığı için insanlar evlerine dönemedi. Şu anda Sırp Cumhuriyeti bünyesinde Boşnak nüfusun azınlığa düşmesinin temel sebebi budur. İşte savaşın ve soykırımın sonucu.

Bosna’da sadece ateş kesildi, insanlar öldürülmüyor, ancak ülke karışık bir yapıya büründü. Doğu Bosnalılar doğdukları topraklara gidemiyor. Saraybosna’da veya ülkenin başka bölgelerinde yaşamak zorunda kalıyor. Doğu Bosna’ya Boşnak nüfusun dönmemesinin temel sebebi savaş suçlularının hala o bölgede yaşıyor olmasıdır.
Savaş suçlusu olarak Saraybosna’daki mahkeme yaklaşık 15 bin kişiyi tespit etti. Ancak bu insanlar arasında yakalanan ve ceza alan sayısı 200’ü bile bulmuyor. Ben babamın köyüne gidemiyorum, gittiğimde savaş suçlularıyla karşılaşıyorum. Buna ise dayanamıyorum. Bu bölgelere gidenler sadece yaşlı çiftler, onlar da çaresizliklerinden dönüyor.”

Halen Saraybosna’da yaşayan Hasan Nuhanoviç, o dönemde yaşadığı olayları ve elindeki belgeleri bir araya getirerek, 2007 yılında “Birleşmiş Milletler Bayrağı Altında/Uluslararası Toplum ve Srebrenitsa Katliamı” adıyla bir kitap kaleme aldı. Nuhanoviç, Boşnakça ve İngilizce yayımlanan kitabının Türkçe olarak da basılmasını çok arzu ettiğini söyledi.

 

(AA)

fft5_mf480550

 

Rabbim şehadetlerini kabul etsin … Biz Müslümanlara da sabır ve ders alacak irade versin … Amin …

UNUTMADIK …

Boşnak Türkleri


Bosna Beyliği; Atillah Hun’un Avrupa’yı haraca bağladığı günden bugüne kadar, hep Sırbistan Krallığı’nın başının belası olmuştur. Boşnaklar da Yugoslav kökenlidir ve hala Yugoslavca konuşurlar. Tarih boyunca Yugoslav Krallığı’na karşı kim savaştı ise, onlarla bir olmuşlardır. 13. yüzyılda Osmanlıların Balkanları işgal etmeye başlaması ile birlikte, Osmanlılarla birlikte olmuşlar ve Hristiyanlık dinini terk ederek Müslüman olmuşlardır. 

29 Osmanlı Padişahından sadece Ertuğrul Gazi’nin annesi Anadoluludur. Diğer Osmanlı saray kadınlarının ezici çoğunluğu Yugoslav’dır. Yani Boşnak’tır. Her ne kadar Yeniçeri Ocağının devşirme Hristiyan çocuklarından oluştuğu söylense de, bu doğru değildir. Yeniçeri Ocağı; Boşnak saray kadınlarının, kendi akrabalarını getirip Osmanlı yatılı mekteplerinde okutarak, Osmanlıya yönetici yapıyorlardı. Osmanlı saray entrikalarının çoğu da bu Boşnakların sarayı yönetme arzularından kaynaklanıyordu. Kısacası, Afgan kökenli Osmanoğulları’nın yöneticileri hep Boşnaklardan oluşmuştur. Günümüzde de bu aynen devam ediyor.
Her ne kadar 1825′te, 4.Murat döneminde Yeniçeri Ocağı dağıtıldı ise de, Yeniçeriler Osmanlı ordusunu ve yöneticiliğini sürdürmeye devam ettiler. Birinci dünya savaşında, cephede mağlup olan Osmanlı Paşaları, cepheyi terk ederek soluğu İstanbul’da aldılar. Cephe kaçağı paşalara İstanbul dar gelmeye başladı. Hatta bunlardan bazıları, başka cephelere atanmasına rağmen, görev yerlerine gitmiyorlardı. Sonunda, bu yeniçeri torunları, son bir kez daha Osmanlıya karşı kazan kaldırdılar ve Osmanlı Hilafetini ve Hanedanlığını devirdiler. O günden beri de devleti aracısız, direkt kendileri yönetiyorlar. Osmanlı, Balkanlardan çekilmeye başlamasıyla birlikte, yerli işbirlikçileri de Balkanları terk etti ve Anadolu’yu büyük bir muhacir dalgası sardı. Bunların çoğunluğunu da Boşnaklar oluşturuyordu. Yeniçeri Ocağının dağıtılması, bunlara arazi dağıtılması ve evlenme izninin çıkmasıyla, Anadolu’da çoktan bir Boşnak kolonisi oluşmuştu. Daha sonra gelenler de bu akrabalarıyla çabuk kaynaştılar.
İkinci Boşnak göçü, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra oldu. 1942′de Alman Nazi Orduları, Yugoslavya’ya saldırdılar. Boşnaklar, hemen Nazilerle bir oldular. Naziler Yugoslavya’yı işgal ettiğinde, Hırvat kökenli Tito, Kızıl Yıldız isimli gizli bir örgüt kurdu ve Nazi işgaline karşı özgürlük mücadelesine başladı. Naziler, Boşnaklardan oluşan Müslüman SS birliklerini kurarak, Tito’nun Kızıl Yıldız Örgütüne karşı acımasız bir mücadele başlattılar. Ancak, Naziler savaşı kaybedip geri çekilince, iktidara gelen Tito yönetimi döneminde, Müslüman SS birliklerini oluşturan Müslüman Boşnakların önemli bir kesimi, Türkiye’ye göç etmek mecburiyetinde kaldı. Bugün Türkiye’de oluşan asker-sivil yönetim erki, bu muhacirlerin çocuklarından oluşuyor. Mesela, Tansu Çiller’in babası, Müslüman SS birliklerinde bir komutandı. Türkiye ‘ye geldiğinde Türkçe bilmiyordu. Yıllar sonra, Türkçeyi öğrenince de vali oldu.
Günümüzde Boşnak kökenli Osmanlı saray kadınlarının çocukları ve akrabaları Ergenekon’dan çıkıp Anadolu’ya Asena isimli dişi kurdun peşine takılarak geldiklerini iddia ediyorlar. İri kemikli, sarı saçlı ve yeşil gözlü tiplerine baktığımızda, hemen de Ortaasyalı oldukları anlaşılıyor.
Her ne kadar, Yeniçeri Ocağı mensuplarının Bektaşi, dolayısıyla da Alevi oldukları söylense de, bu tamamen tarihi gerçekleri çarpıtan görüşlerdir. Çünkü Yeniçeriler Müslüman Boşnak çocuklarından oluşuyordu. Ayrıca, 300 yıl boyunca Alevilere karşı yapılan katliamları Yeniçeriler yapıyordu. Nasıl oluyor da bir alevi asker ocağı, sadece suçu Alevi olmak olan insanlara karşı katliamlar uyguluyor? Aslında Haçlı Avrupa Hıristiyanlığına sahip Boşnaklar, hiçbir zaman tam anlamıyla Müslüman olmadılar. Sadece, İslamımsı bir İslam’ı benimsediler. Günümüzde bunu laiklik dinine dönüştürdüler. Kendileri gibi olmayan bütün Müslümanlığa karşılar. Özellikle, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelen Boşnak muhacirlerin tamamı, sadece yeminli bir Alevi düşmanı değil, aynı zamanda Anadolu’daki yerli bütün Hıristiyanlara karşı kin ve nefret doludurlar. Bunlar, Avrupa’daki Hıristiyanlardan gördükleri baskıları, Anadolu’daki yerli Hıristiyanların üzerine kin ve nefret olarak kustular. Pontus Rumları, Ermeniler ve Süryaniler bunlardan bazılarıdır. Bu baskılar sonucu, bunlar ya yok oldu ya da Müslüman Boşnaklara uyum sağlamak zorunda kaldılar. Müslüman Boşnak ve Kürd ilişkilerine gelince; bunlar Kürdlerden nefret ederler. Kürd varlığını tamamen red ettikleri gibi, Kürdleri; ehlileştirilmesi gereken dağ Türkleri olarak görürler. Sadece cumhuriyet döneminde, 22 sefer Kürdlere karşı katliam uyguladıklarını kendileri itiraf ediyorlar. Böylece de bunlar, hemen şimdiden 23. Kürd katliamı için hazırlıklara başlanması gerektiğini de düşünüyorlar.(!) 
Cephe kaçkını Boşnak kökenli Osmanlı paşalarının kurduğu Türkiye Cumhuriyetini günümüzde de, bu paşaların torunları yönetiyor. Günümüzde devlet yöneticilerinin tamamına yakını Müslüman Boşnaklardan oluşuyor. Bir kere İçişleri, Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarında görev alabilmek için, kırmızı kaplı Anayasaya göre, Boşnak kökenli olmak gerekiyor. Bunlara göre, herkes devlet düşmanı ve haindir. Zaman zaman kışlalarına çekilseler bile, devlet yönetim erki hep bunların elinde olmuştur. Bazen kendileri Anayasayı tamamen rafa kaldırmalarına rağmen, aynı Anayasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle, insanları idam ettiler. Müslüman Boşnaklar, Türk ırkçılığında hep baş rol oyuncusu oldular.
Türkiye’deki yönetici Boşnak Türklerinin kimliklerini teker teker yazmaya kalkışsak, buna ne zaman ve ne de kağıt kalem yeter. Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Tansu Çiller bunlardan bazılarıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi, devlet yönetiminin tamamına yakını bunların elindedir. Zaten, 600 yıllık Osmanlı ve 83 yıllık cumhuriyet döneminde, hiçbir zaman Ortaasya kökenli Türkmen yönetici olmamıştır. 

Boşnak kökenli saray kadınlarının torunları, devlet yönetimini ellerinde tuttukları gibi, medya, sanat ve ekonomi de bunların tekelindedir. Ekonomik alanda bunların görüşlerine ters düşen birileri olursa, derhal ya yok olur ya da iflas eder. Çünkü devlet bankaları bunların denetimindedir. Sadece ekonomik alanda değil, sosyal ve siyasal yaşamın hiç bir alanında, bunların görüşlerinin aksi olamaz. Şayet olursa, o insanların hali haraptır. Bunların İslamımsı inançlarına uydurmaya çalıştıkları laiklik dinine ters düşen irticacıdır. Velhasıl, bunların borazanının dışında, Türkiye’de hiç kimse ıslık bile çalamaz. Şayet böyle bir aksilik olur da, birleri ıslık çalmaya kalkışırsa, ya ilkel bir darbe olur ya da post modern bir darbe. Ergenekon’dan gelen Yugoslav muhacirlerini kimse kızdırmaya kalkışmasın.

Boşnaklarda Kahve ve Kız İsteme

KAHVE İÇMENİN ADABI

bosna_kahvesi

Kahve bu şekilde servis yapılır yanında mutlaka gül lokumu

Kahve kulpsuz fincanda içelir. Çünkü Kulplu fincanda Hıristiyanlar içer. Baba oğul kutsal ruh deyip üç parmakla tutarlar. Bu yüzden kulpsuz fincanı Boşnaklar özellikle tercih ederler ve İslam’ın şartı beş deyip, kallavi fincanı avucuna alırlar.
Erkekler kıtlama içerler. Yandan çarklı denir, sade kahvedir. Kadınlarsa mektepli yani tatlı kahve içer. Sonra erkeklerin fincanında hilâl ve yıldız vardır yani albayraklı olur. Hatun fincanı ise hilâl ve üç yıldızlıdır. Bir de üst kademedeki insanların, devlet yöneticileri mesela, onların fincanı üç hilâllidir. Herkes o fincandan içemez. Güvenlik dolayısıyla.

KIZ İSTEMEDEKİ GELENEK

 

47731tu6

Bosna Hersek’in bazı bölgelerinde evlenme çağına gelmiş gelin adayını isteyen damat adayı kız evine yemeğe davet edilmekte ve ailenin büyükleri ile söz konusu evlilik hakkında tartışmaktadır. Kızın aile büyükleri damat adayı hakkında bir karara vardıktan sonra kahve ikramına geçilir. Kahve şekerli ise damat adayı evlilik için uygun görülmüştür, ancak kahve sade ise damat adayı reddedilmiş demektir.

Ne güzel değil mi ayrı bir nezaket örneği direk hayır demek yerine kahve ile  cevap vermek :)

Bosna-Hersek Evlilik Gelenekleri

Kültürel değişmelerin ortasında geleneklerini sürdürmeye çalışan ;

BOSNA-HERSEKte savaştan sonra geleneklerin bir çoğu değişmiştir. Dernekler bu gelenekleri sürdürmek için çalışmalarını sürdürmektedir. Evlenme çağına gelmiş genç damat adayının tarafı gelin adayının büyüklerinin yemeğine davetli olarak katılırlar. Bu yemekte uygun görülürse evlenecekler arasında söz yapılması için damat tarafı gelin tarafından tarih belirlenmesini ister.

Damadın kabulü kahvede;

Evlenecek kızın aile büyükleri damat adayı hakkında bir karara vardıktan sonra kahve ikramına geçilir. Kahve şekerli ise damat adayı evliliğe uygun görülmüş demektir, eğer kahve sade ise damat adayı evliliğe uygun görülmemiştir demektir. Bosna-Hersek’te Türklerin yaptığı diğer bir usulde evlenme çağına gelmiş genç erkekler, bazı düğün alaylarında güç gösterisi ve cesaretlerini göstermek için Mostar Köprü’süne çıkarak suya doğru atlarlar.

Evlenecek genç köprüye çıkar;

Mostar Köprüsü’nün yüksekliği ve suyun akıntısı ise insanı ürpertir. Bu gelenek ise savaştan sonra azaldığı ve kimsenin yeni yapılan köprünün üzerinden atlayarak kendilerini göstermediği görülmüştür. Düğün gelenekleri, Boşnak, Türk, Makedonlar olmak üzere üç çeşit yapılmaktadır. Bu geleneklerin özü araştırılmaktadır.

Bosna Hersek Mutfağı

 

Malum gezilecek yerlerin güzelliği kadar yemekleri de önemli bu yüzden ufak bir araştırma ile Bosna Hersek Mutfağı hakkında bir kaç püf noktası ;

Bosna Hersek Mutfağının Genel Özellikleri;

    • Bosna Hersek mutfağı beslenmesinde ana yiyecek bir çok çeşidi olan ekmektir.
    • Pek çok sebze çeşidi vardır. Sebzelerin etle birlikte soğanlı pişirilmesi yaygındır.
    • Bosna Hersek Mutfağının en önemli özelliklerinden biri süt ve süt ürünleri sıkça kullanılır olmasıdır.
    • Çoğunlukla yemeklere konan soğan, kıyma et ve hatta sebzelersu konmadan önce yağda kavrulur.
    • Haşlanmış yemekler çok hafiftir. Çoğunlukta az suyla haşlandığından dolayı doğal lezzeti kaybolmamaktadir. Acı baharatlar(oryantal baharatlar) bu yemeklerde çok az ölçüde bulunmaktadır.
    • Bosna Hersek Mutfağında yemekler genellikle doğalıdır. Yemeklerde sebzeler(ot, patlıcan, domates, patates, soğan, havuç, maydanoz, salar, pırasa, mahuna, pirinç, yasış tatlı biber), meyveler(erik, ayva, elma, vişne, kiraz), süt ve süt ürünleri(tatlı ve ekşi süt, kaymak, yoğurt, tatlı kaymak bulunmaktadır.
    • Bosna Hersek Mutfağında genellikle sos servisi yoktur. Pişirirken ya da yuha(çorba) yaparken ya da pişirme süreç sonunda yemeklere ilave edilir.

Saraybosna, Balkanlardaki birçok Osmanlı geçmişi olan devletler gibi benzer yemek çeşitlerine sahip bir şehir. Saraybosna Balkan Turu boyunca en çok rahat ettiğim şehirlerden biri olacaktır. Bosna Hersek yemeklerinin Türk mutfağının hemen hemen aynı olması gezi boyunca keyifle yemek yemenize yardımcı olacakır.  Gelelim Saraybosna’nın ünlü yemeklerine.

 

Saraybosna’da Yeme İçme & Yöresel Yemekler

Cevapi (Köfte)cevapi-150x150

Saraybosna’da en çok bulabileceğiniz yemek köfte. Üsküp , Mostar ve diğer Balkan şehirlerinde olduğu gibi Saraybosna’nın da en çok tercih edilen yemeği “Cevapi” olarak geçen köfte. Cevapi bildiğimiz Tekirdağ Köfte’nn bir benzeri. Metal tabakta yağlanmış pide arasında bol kepçe gelen porsiyonlar size keyifli bir yemek yaşatacaktır. Tabakta pide ve köfte haricinde küp küp doğranmış soğanlar , domates ve közlenmiş biber bulunuyor. Şehrin hemen hemen her köşesinde bulunan köftecilere ise “Cevabdznica” (köfteci) adı veriliyor. Köfte fiyatları her yerde hemen hemen aynı. 100 gr lık köfte 3 Bosna Markı (3,5TL), 200 gr lık köfte (7 TL).

Burek (Börek) & Ayran

Saraybosna ve Bosna Hersek’in bir diğer ünlü yemeği Boşnak Böreği. Türkiye’deki böreklerin çok benzeri olan börekler kıymalı , peynirli , patatesli ve ıspanaklı. Her ne kadar Saraybosna’ya gitmeden Boşnak böreklerinin yağlı olacağını düşünseniz de börekleri çok çok güzeldir. Börekler de Türkiye’deki gibi porsiyon hesabı alınıyor. Özellikle Baş Çarşı içinde bir çok börekçi bulmak mümkün. Bu arada Boşnak Böreklerinin kıymalısına ayrı isim peynirlisine ay isim vb. veriliyor ama çarşıdaki hemen hemem tüm satıcılar az biraz

Bosnak-boregi-1-150x150

Türkçe biliyor , o yüzden sorun yaşamazsınız inşAllah.Eğer otelinizde kahvaltı yoksa kafaya takmayın , güne lezzetli Boşnak Börekleri

 ile başlayın .Böreklerin fiyatına gelirsek ;

Fiyatlar Türkiye’ye oranla yüksek olsa da Saraybosna maalesef beklediğimizden pahalı bir şehir.2 porsiyon börek + 2kola 12 Bosna Markı (14 TL)

Saraybosna’da hemen hemen çoğu restoranda ve börekçide ayran bulmak mümkün. Yalnız bizdeki gibi ayran yerine yoğurt olarak adlandırmışlar. Kıvam olarak ise biraz daha yoğun ve biraz tuzsuzdur.

soğan-dolması-150x150

Dolma – Sarma

Bosna Hersek’teki tanıdık diğer yemeklerden biri de biber dolması ve yaprak sarması . Bunlar dışında biz de çok yapılmayan soğan dolması Bosna’nın bir diğer ünlü yemeği. Özellikle eğer daha önceden yeme fırsatınız olmadıysa soğan dolmasını deniyebilirsiniz. Saraybosna’daki restoranlarda tüm bu dolmaların bir arada olduğu menüler de olabiliyor. Dolma Sahan bu 3 dolmanın bir arada olduğu örnek bir tabak.

Begova Corba (Bey Çorbası)begova_corba_01

 

Begova Çorba Saraybosna’da bulabileceğiniz bir diğer yöresel yemek. Çorba genel olarak tavuk , bamya , havuç , bezelye ve pirinçten oluşuyor. İsteğe bağlı olarak çorba içine krema da koydurabilirsiniz.

 

 

Belgrad (12)

Pleskavitsa

Pleskavitsa köftenin bir benzeri. Cevabi yani köfteden farkı ise etin bir disk biçiminde tek paça olması. Pişirme metodundan dolayı etin içi biraz daha sulu .

tumblr_inline_mmpkoviWwP1qz4rgp

Balkanlarda bunlar dışında bulabileceğiniz birçok tanıdık lezzet de var. Bosna Kahvesi Türk Kahvesi’nin aynısı. Baş Çarşı içinde oturduğunuz kafelerde kahve istediğinizde Türk Kahvesi mi yoksa İtalyan Kahvesi mi ? diye soruyorlar. Bosna Kahvesi kişiye özel bakır tepside , bakır cezve , kulpsuz fincanlar ve lokum ve su ile servis ediliyor. Açıkcası sunum olarak bizi geçmişler. Bu kadar güzel sunulan kahvesinin fiyatı ise yalnızca 1,5 Bosna Markı (1,6 TL) Bunlar dışında Teletina ve Sitni Cevap Saraybosna’da deneyebileceğiniz diğer yöresel yemekler.

Saraybosna’da ayrıca ayran, nargile, çerez, lokum, haşlanmış-közde mısır vb. bulmanız mümkün. Şehirde hiç Mc Donald’s, Burger King gibi fast food zincirleri dikkatimi çekmedi yalnız Baş Çarşı içinde İtalyan yemekleri de yaygın. Hamburger, Pizza vb uzun sürede şehirde kalacaklar için bir diğer alternatif yemekler olabilir.

Sonuç olarak Saraybosna’da aç kalınmaz hatta keyifle yemek yenilir. Şehirde yaşam genel olarak pahalı olsa da fiyatlar Avrupa’daki bir çok şehre göre makul denilebilir.